Not : Fotoğraflar Temsilidir.

Minik Bebeğim Şimdi 2 Yaşında

Not : Fotoğraflar Temsilidir.
Not : Fotoğraflar Temsilidir.

Polikistik over sendromu olduğumu 30 yaşıma kadar bilmiyordum. Her zaman sivilce ve tüylenme problemim vardı, fakat bunun için bir uzmana hiç danışmadım. Ufak tefek tüyleri de dikkate almamaya çalışıyordum. Tıpkı 2 ayda bir adet olmamı dikkate almadığım gibi… Cahillik işte. Cahillikten de öte görmezden gelme daha doğrusu belki de.

30 yaşımda, eşimle çocuk yapmak için doğru zamanın geldiğine karar verdik. Maddi durumumuz düzeldi, ben çalışmadan çocuğa bakabileceğimizi bile düşündük. Altı ay denedik, fakat gebe kalamadım. Adet olmadığım her ay acaba gebe miyim diye umutlanıp sonra yıkılmaktan yorulmuştum. Bir jinekoloğa gittim önce. Birçok test yaptılar, hayatımı sordular, tahliller muayeneler derken polikistik over sendromu teşhisi koydular. Doktor, senin çocuğun olmaz dedi. Bunu doktordan duyunca yıkıldım… İnsan bilemiyor deneyimsiz olunca tabii. Doktorlar da insan. Bazısı başından savmaya çalışırken, bazısı ilgileniyor…

Bu süreçten sonraki 6 ay tam bir cehennem gibi geçti. Tabii yaşım da ilerliyordu ama ben çok umutsuzdum. Eşimin ailesinin suratına bakamıyor, sık sık kendi annemde kalıyordum. Eşimle aram gittikçe bozuldu. Stresten kendimi yemeğe verdim. Sivilceler arttı, kilom arttı, mutsuzluğum arttı… Artık hiç adet görmüyordum. Sonra birgün arkadaşım internetten polikistik over sendromunu araştırmış. Bu araştırma da beni tüp bebek doktoruma götüren araştırma oldu. Polikistik sendromunun her şeyini anlatmış… Durumu eşime anlattım. Hemen randevu aldım. Doktora gittiğimde çok umutluydum. Fakat doktorumuz oldukça açık sözlü ve çözüm odaklıydı. İlk olarak kilo sorunumun çözülmesi için düzenli ve sağlıklı beslenme alışkanlığına geçmemin  gerektiğini söyledi. Daha sonra yumurtalık rezervlerime baktı. Neredeyse menopoza girecek bir kadınınki kadar yumurta hücrem kalmış…

Yapabileceklerimizi konuştuk. Anne olma şansımdan bahsettik. Ben o sırada yıkıldığım için eşimin anlattıklarından biliyorum herşeyi aslında… Doktorumuz beni kendime getirtmek için oldukça açık sözlü konuştu. Stresli olursam anne olma şansımın azalacağını, daha çok yemek yiyeceğimi ve şu anki gebelik şansımı sıfıra kendi ellerimle düşüreceğimden bahsetti. Haklıydı. Kendime gelmeli ve savaşmalıydım. Son kez…

Tedaviye başlamak istediğimi ve elimden gelen her şeyi yapacağımı söyledim. Testler, muayene tarihleri her şey alındı. Doktorum bana gerçekten dikkat edeceğime ve bunun için savaşacağıma söz verdirtti. Yoksa tedaviye almayacaktı. O günden sonra karakterim de değişti. Olumsuz şeylere inanmayan, ufacık bir umut bile olsa savaşmanı değer olduğunu bilen bir insan oldum. Tedavi kolay değildi, yalan söyleyemem. Bu zorluk psikolojik. Aslında insanın kendiyle kavga etmesi. Eşiniz bile sizi o sırada tam anlamıyla anlayamaz. Beslenmeme dikkat ediyordum, spor yapıyordum, umutsuzluk her an yanımdaydı. Onu uzak tutmak yemek yememekten  bile zordu, en zoru buydu. Ama direndim… Vücudumu bebeğim için hazırladım. Onun büyüyeceği bu kutsal vücudun temiz ve sağlıklı kalmasını sağlamak, anne adayı olarak bebeğim için ilk görevimdi. Bu yaşıma kadar zaten yeterince hor davranmıştım kendime…

Benim için en zoru yumurta toplama aşamasıydı. Doktor yumurta bulamazsak yeniden deneyeceğimizi söyledi her umutsuzluğa kapıldığımda… Neyse ki sonuç böyle olmadı. Sağlıklı yumurtalarım gelişmişti. Doktorumuza sarıldığımı hatırlıyorum, iki saat sevinçten ağladım… Daha sonra embriyo transferi gerçekleşti ve esas süreç başladı… Beklemek….

Doktorlar ve hemşirelerle beraberken bu kadar düşünmeye zamanınız olmuyor. Ancak embriyo transferinden 12 gün sonra yapılacak tahlile kadar doktorunuzu güvendiğiniz hemşireleri görmüyorsunuz. Bu 12 gün boyunca strese girmemeniz gerekiyor. En stresli tarafı da bu tabii. Bu süreçte eşim çok destek oldu, hep umutlu konuştu. Beni strese sokmamak için sık sık sohbet ettik. Bebeğimizden bahsettiğimizde hayırlısı, dedik. Ne çok umutlandık, ne çok hayal kırıklığına uğradık. Gebelik testi için tüp bebek merkezine gittiğimde ise hayatımın haberini aldım.

Şimdi bebeğim 2 yaşında… Sağlıklı, dünyayalar güzeli bir kız çocuğu… Masmavi gözleriyle her zaman bana güçlü olduğumu hatırlatıyor. Ve tabii can doktorumuz Ali Osman Koyuncuoğlu… Onu asla unutamam. Hayatımın her anında hep aklımda olacak, kızıma her bakışımda her an ona dua ediyor olacağım…

Yorum Yok

Give a Reply